M. Emin Tan Fotoğraf Kitaplığı

Türkiye'nin İlk ve Tek Fotoğraf Kitaplığı


Kitaplığımızda Bir Eseri mi Arıyorsunuz?


Fotoğraf Kitaplığı Listesi



Envanter No: : 618
Eserin Adı: : NewYork Subway
Sanatçı : NewYork Subway
Yayınevi :YGS yayınları
Yayın Yılı : 2003
Bölüm ve Kategorisi : ALBÜMLER/SANATÇILARIMIZIN
Bağışçı: : Haluk Üobanoğlu
ISBN : 975-7012-41-6
Boyut ve Özellikleri : Ciltli, 21 x 23 cm, 82 sayfa, Türkçe,Ýngilizce,Almanca
Raf Numarası : B4b
Açıklama: Dünyanın merkezi New York! 'Amerikan rüyası'nın başladığı yer. Gökdelenler, iş merkezleri, etnik kültürel yapılar, gettolar... Göze çarpan her şey yerüstünde. Ama arzın merkezine de bir kapı aralanıyor. Bu kapı alternatif bir yaşam formunun hüküm sürdüğü, yukarının 'acımasız ve soğuk' dünyasından kaçan, sistemin tecrit ettiği binlercesi için sığınak haline gelen New York Metrosu. Her an arkanızı kollamanız gereken, suçun gölge gibi size takip ettiği, sefaletin ve uyuşturucunun kol gezdiği bir dünya. Haber ve belgesel fotoğrafçısı Haluk Üobanoğlu'nun, 1997 ve 1998 yılları arasında, New York Metrosu'ndaki alternatif yaşamı anlatan, 'New York Subway' adlı fotoğraf albümü YGS Yayınları tarafından yayımlandı. Türkçe, İngilizce, Almanca olarak yayımlanan albümün sayfalarında dilenciler, sanatçılar, şovmenler, âşıklar, kovboylar ve 'keş'ler kol geziyor. Haluk Üobanoğlu fotoğrafın önemli merkezlerinden International Center of Photography'de (ICP) çalışırken gerçekleştirdiği proje için "Hikâyemiz kaybolanların kentinde yeraltında yapılan yolculukları anlatır " diyor. Alternatif yaşama ev sahipliği yapan New York Metrosu, fotoğraf dünyasının pek ilgi göstermediği mekânlardan. Bruce Davidson'un 1980'lerin başında gerçekleştirdiği 'Subway' çalışması dışında elde pek bir şey yok açıkçası. National Geographic Türkiye'nin fotoğraf editörlüğünü de yapan Haluk Üabanoğlu'nun albümü, çoğu yerüstünde yaşayan insanlar gibi fotoğrafçıların da görmezden geldiği bir yaşamı anlatması ve belgelemesi, 'yeraltındakilerin' 1990'lı yıllarda yaşamlarını gözler önüne sermesi ve 'Amerikan rüyası'nın kabusa dönüşen yüzünü göstermesi açısından önemli bir çalışma olarak karşımıza çıkıyor. 'Amerikan rüyası'nın başladığı yer New York. Sizin çalışmanız da bu rüyanın kimileri için nasıl kâbusa dönüştüğünü anlatıyor. ޞehir artık arıtma tesisi gibi istemediklerini aşağı mı gönderiyor? Farklı yaşam biçimleri bu şehre göç eden insanlardan kaynaklanıyor. Göç, bir yüzyıl boyunca insan malzemesi olarak kenti zenginleştirdi. New York'un kozası kâh bilgi birikimi kâh sermaye hareketi ve çoğu zaman da emek gücüyle örülmüş. New York zenginleştikçe kaynaşanların ve kaybolanların kenti haline gelmiş. Bizim hikâyemiz kaybolanların kentinde, yeraltında yapılan yolculukları anlatır. New York Metrosu'nu ve orada yaşayanları anlamak, bu kente bakışımıza nasıl bir katkı sağlar? Başları dönerek gökdelenleri izlerken yerlerde köşe başlarında, karton kutularda 'yuvalanan' evsizleri görmezden gelen turistleriyle ünlüdür New York. Manhattan'ın 5. caddesi, biraz ileride siyahların Harlem'i. İtalyan ve Üin mahalleleri, Porto Riko ve Polonyalıların bölgeleri... New York'a yukarıdan aşağıya yani metrodan bakmamak ya da bakamamak o şehri hiç anlamamak demektir. Caddeler boyunca aşağıdan yukarıya bakıldığında sivri binalar göz alabilir. Ancak metroya inip yani gölgeler çekilmeye başladığında bence gerçek tüm çıplaklığıyla ortaya çıkıyor. Metrodaki yaşam nasıl? Günlük yolcuların yanı sıra hava durumundan, kişisel durumuna kadar çeşitli nedenlerle metroya 'inmiş' insanlar beraber yolculuk ederler. Ve bu ikinci grup insan kendi metro yaşamını kurgular. Kimi zaman dilenerek, kimi zaman bir şeyler icra ederek. 'Ben varım ve buradayım' dercesine... İstanbul da New York gibi göçün etkisinden fazla etkilenen bir şehir. Bu anlamda iki kent arasında nasıl bir benzerlik var. Bir haber fotoğrafçısı açısından bakıldığında dünyada üç şehirde foto röportajın hiç bitmeyeceğini söylerler. Bu şehirler New York, İstanbul ve Paris. İstanbul'daki ulaşım ağı 24 saat çalıştığında İstanbul ile New York'un benzerlikleri artacaktır. Ama umarım olumlu yanları daha çok benzer! Diğer yönden üzülerek söylemek gerekir ki, İstanbul'un aldığı göç ile New York'a olan göç karşılaştırılırsa; İstanbul daha renksiz. New York'ta yaşadığınız şehre 'fiziken' düşman olmanıza izin verilmez. Tabii ki ruhlar özgürdür!